» Dalda Yalnız Bir Elma: İlhami Çiçek Erzurum Sitesi
ERZURUM ERZURUM ERZURUM
Dalda Yalnız Bir Elma: İlhami Çiçek
Dalda Yalnız Bir Elma: İlhami Çiçek
Bu yazı 946 kez okundu.
11 Temmuz 2013 16:46 tarihinde eklendi



İlhami Çiçek, 1954 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde doğdu. Babası öğretmendi. Beş kardeşin en büyüğüydü. En çok Latif adlı kardeşiyle anlaşır, onunla oyun oynardı.
Altı, yedi yaşlarındayken Latif’le birlikte samanlık damında oynarken saman dökülen delikten aşağıya düştü. Annesi, babası, kardeşleri o gün İlhami’nin başucundan ayrılmadılar. Annesi Letafet Hanım hem ağlıyor hem de Kuranı Kerim okuyordu.
İlhami’nin uyanması tam bir gün sürdü. İlhami bir gün sonra gözlerini açtı. Ama kendinde değildi. Konuşmuyor, sabit bir yere gözlerini dikiyordu. Kendine gelmesi tam bir hafta aldı. Kendine geldiğinde eski İlhami değildi artık. Durgunlaşmış, ürkek bir çocuk olmuştu.
Okumayı çok severdi. Kitap en iyi dostuydu onun. Halk edebiyatı ilgisini çekiyordu. Sık sık Oltu’daki aşık toplantılarına katılır, aşıkların atışmalarını can kulağıyla dinlerdi. Şiire ilgisinin artması böyle başladı. Ortaokul ikide şiir okuma yarışmasında Faruk Nafiz’in Çoban Çeşmesi şiirini okumuş ve birinci olmuştu. Şiir artık onun için vazgeçilmez bir tutkuydu.
Liseyi Erzurum’da okur İlhami. Artık şiir yazmaya da başlamıştır. Erzurum’da yayınlanan Adımlar dergisine gönderdiği şiiri yayınlanır. Hayatında gurur duyduğu en önemli anlardan biri olur bu.
Liseden sonra Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesine kaydını yaptırır. Halk edebiyatıyla ilgili yaptığı çalışmaları mahalli gazetelerde yayınlanır. Bu yıllarda Divan edebiyatına da ilgi duymaya başlamıştı. Pek çok divan şairinin beyit ve mısralarını ezberden söyleyebiliyordu. Okul masraflarını çıkarmak, ailesine yük olmamak için vekil öğretmenlik yapmaya başlar aynı zamanda.
Üniversiteyi bitirdikten sonra 1978 yılında Kırıkkale Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Öğretmenliğe devam ederken sık sık Ankara’ya uğramaya başladı . Burada daha önce şiirlerini gönderdiği Edebiyat Dergisi’ nin çalışanlarıyla tanıştı. Daha sonra bu derginin yazı kadrosunun sürekli bir elemanı oldu İlhami.
Edebiyat dergisine katılması hayatının dönüm noktası olacaktı. Derginin yöneticisi ve sahibi Nuri Pakdil’den sık sık mektuplar alacaktı. Bu mektuplarda “dayanışma “ adı altında para yardımı talep ediyordu Nuri Hocası. Maaşının çoğunu dergiye yatırırdı. Parası olmadığında kitaplarını, ansiklopedilerini satar gereken parayı tedarik etmeye çalışırdı. Bazı zamanlar parasız kalır kimseden borç istemeye yüzü tutmaz kardeşi Latif’ten borç alırdı.
Hayatta dört şeye tutkundu İlhami. Bunlar sigara, demli çay, kitap ve satranç. Kırıkkale’de okulunun öğretmenler salonunda dersi olmadığı vakitler rakip bulabilirse satranç oynayarak vaktini geçirirdi. Masasında demli çayı ve dudaklarında sigarası eksik olmazdı tabii. Rakiplerine yenildiği nadirdi. Satrancı iyi biliyordu. Üniversiteden satranç şampiyonluğu vardı. O kadar iyiydi ki oyunda üç hamle sonrasını tahmin edebiliyordu.
İlhami’nin dört tutkusundan biri de kitaptı. Eli boş pek görünmezdi. Bol bol dergi, şiir kitabı okurdu. Ezberi kuvvetliydi. Divan şairlerinin ağır , ağdalı beyitlerini çok rahat ezberlerdi. Bir diğer yeteneği de çok hızlı okumasıydı. Bu beceri çok kitap okumasını sağlıyordu.
Aşırı sigara, çay tüketimi, düzensiz beslenme, dinlenmeden gece yarılarına kadar kitap okuma,şiir yazma çalışmaları sağlığını bozmaya başlamıştı.O kadar ki beş, on cümlelik bir şiir yazmak için beş, altı gününe feda eder, o günler zarfında gözü başka bir şey görmezdi. Sinir ilaçları kullanmaya başlamıştı bu yıllarda .(1979 yılı)
Daha sonra tayinini İstanbul Pendik Lisesine çıkardı İlhami. Bu tayine iki nedenle seviniyordu. Birincisi anne babasının da İstanbul’a taşınacak olması.İkinci ve onun için daha önemli neden Nuri Pakdil’di. O da İstanbul’da oturuyordu.Hocasına yakın olmak, onunla karşı karşıya sohbet etmek fikri ona mutluluk veriyordu.
Anne babasının ısrarlarıyla İstanbul’da evlendi. Eşi Hamiyet hanımla görücü usulüyle evlenmişti. Görgülü, mazbut, güzel huylu bir insandı Hamiyet hanım. İlhamiyle ilgileniyor, ona her zaman destek oluyordu.
İstanbul hayatı İlhami’yi bir koşuşturma içine sokmuştu. Nuri Hocası sık sık mektup yazarak (ayda en az bir kere) dergi için daha çok “hizmet” yapmasını istiyordu. Bu hizmet için İlhami Kaynarcadaki iki göz gecekondu evinden çıkıyor Pendikte derse giriyor, ders çıkışında Kadıköye, Cağaloğluna,Taksime kitapçıları geziyor, kendi parasıyla (parasının yettiği kadar) raflardaki Edebiyat Dergilerini satın alıyordu. Böylelikle kitapçıların dergi siparişi yapmaları sağlanıyordu.
Bu koşuşturmalı hayat, bünyesini tahrip ediyordu. Başında, tarif edilemez ağrılar oluşuyor, kendini kaybedecek hale geliyordu. İlaçlarının dozunu iyice arttırmıştı. İlaçlar ağrılarını tamamen kesmiyor ama azaltıyordu.
1982 yılında oğlu Abdurahman Nuri dünyaya geldi. Çocuğu ağrılarına bir ilaç gibi gelmişti. Akşamları eve gidince ilk yaptığı iş oğlunu sevip, kucaklamak, onunla oynamak olmuştu İlhami’nin.
Askerliğini daha yapmamıştı. Kısa dönem askerlik için Erzurum’daki Askerlik Şubesine başvuru yaptı. 1983 yılının Mart dönemi için karar aldırdı.
Askere gitmeden bir gün önce Nuri Pakdil’den bir mektup alır . Dergi için 6.000 TL dayanışma parası istemektedir yine Nuri Hoca. O zaman İlhami 15.000 TL maaş almaktadır. Askerlikte lazım olur diye karısının ısrarıyla bir miktar para biriktirmiştir İlhami.
İlhami mektubu okuduktan sonra eşi Hamiyet hanımdan kolundaki bilezikleri istedi. Hamiyet hanım bu talebe itiraz etmeden kolundaki bilezikleri çıkarıp kocasına verdi. İlhami bilezikleri bozdurup dergiye gönderdi. İlhami daha öncede karısının nişan yüzüğünü bozdurup yine dergiye göndermişti.
Ertesi gün birliğine teslim oldu. Askerlik ortamı, sıkı disiplin ruhi ve bedeni yapısını iyice bozmuştu. Bölük komutanı, arkadaşlarının yanında kendisine bağırıyor, küçük düşürüyordu. Yatıştırıcı ilaçlarını düzenli almayı unutuyordu. Düzenli yürüyüş halindeyken birden kafasına bir ağrı saplanıyor, kendinin kaybediyor ve yanlış adım atıyordu .Bunu gören komutanı herkesin içinde hakaret ediyor, bazen de İlhami’yi yürüyüş gurubundan ayırıp refüze ediyordu.
Üstlerinin kötü muameleleri sonucu iyice melenkolikleşmişti. Eğitim molalarında arkadaşları gruplar halinde toplanıp muhabbet edip, gülüşürlerken o bir köşeye çekilip gökyüzüne bakarak hayaller kuruyordu.
Hayallerinde en çok arkadaşlarını görüyordu. Ali Göçer ve Fuat Altınsoy en çok gördüğü arkadaşlarıydı. Bu iki isim kendisi için çok şey ifade ediyordu. İkisi de üniversiteden arkadaşıydı. Ali ve Fuat’la Edebiyat Fakültesinin kantinindeki divan edebiyatı sohbetleri yaparlardı. Kendisi Fuzuli’den, Baki’den, Nefi’den ezbere beyitler okur, arkadaşlarının takdirini kazanırdı.
Ali ve Fuat’la kaderleri tekrar İstanbul’da birleşecekti. Pendik’te hücre gibi küçük bir evde beraber kalacaklardı. Evleri rutubetli, adeta içinden su çıkan bir yer halindeydi ama mutluydular. Üniversite kantinindeki edebiyat sohbetlerine yıllar sonra tekrar kaldığı yerden devam ediyorlardı.
Hastalığının artması üzerine Ankara Mevkii Hastanesine sevk edildi. Arkadaşı Arif Ay burada onu ziyaret eder. Yattığı yer hastanenin bodrum katıdır. Bitkin, yorgun bir halde arkadaşıyla konuşur. Bahçeye bile çıkartmadıklarını, kendisini hapishanede hissettiğini söyler.
Mevki hastanesindeki tedavisinden sonra tekrar Tokat’taki birliğine döner. Hastalığı düzeleceğine iyice ağırlaşmıştır artık. Eğitime çıkmıyor, birlik alanının ücra bir köşesine gidiyor, kendini kaybettiriyordu. Arkadaşları onu üstü, başı yırtık, çamurlu, saçları dağınık bir halde buluyorlardı.(Sinir nöbeti zamanı)
Arkadaşı Ali Karaçalı, İlhami’nin bu ağır hastalıklı zamanında ziyaretine gider. Adı anons edilir, arkadaşları ararlar fakat İlhami gelmez. İki saat nizamiyede kalır ve tekrar geri döner.
Hastalığının ağırlaşması, nöbetlerin sıklaşması üzerine Tokat’ta bir hastaneye kaldırılır. 14 Haziran 1983 günü yine ağır bir nöbet tutar İlhami’yi. Kafasına balyoz darbesi vurulmuş gibi hisseder kendisini. Duvarları yumruklamaya, pijamasının üstünü, altını yırtmaya başlar. Daha sonra pencereye yönelir. Mandalı çevirir ve kendisini beşinci kattan aşağıya doğru bırakır.Hastabakıcılar yetişememiştir.Kan gölü içinde toprakla kucaklaşır İlhami.
Ölmeden bir ay kadar önce Edebiyat Dergisi tarafından şiir kitabı çıkarılır. Kitabın ismi “Satranç Dersleri”dir. İçindeki uzun bir şiirinden alınmıştır bu isim. Satrancı konu edinen en güzel şiirlerden biridir bu şiir. İlhami, bu şiiri için şöyle demektedir: Geometrik bir tarih adeta satranç. Yaşama tam denk düşüyor. Yaşam da bir geometridir.
Bu dünyadan bir İlhami Çiçek geçti. Hızlı ve sessiz. “Sessiz” adlı şiirinde şöyle der:
her şey eninde sonunda sessizdir/bir günün kırılganlığından/kalan ve tekrar tekrar kırılan/müteellim bir insan sesinin başlattığı/ağlamanın kırı /sessizdir.
dalda/ yalnız ve dağılmış bir elma/yalnız ve yapraklar örtmüyor onu/gelen akşama/geçen akşamın içlenmeleri dadanmış/bu kahır sessizdir.
İçinin çıngarlarından yonttuğun/asi bir atbaşı gibi rüyalarının ucunda/umudun /sessizdir.
Filistinde akşamüstleri/sessizlik bir file somun gibi.
Bir diğer şiirinin adı “Kesiksiz Hüzün”dür:
Bu hüznün/mesnevisi yazılmadı/gürbüz tarhlar öldü.
Şiirde yazılanın aksine O hüznün mesnevisini yazdı. Hüznün mesnevisi, Onun hayatıdır.06.10.2007

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Copyright © 2010 - 2018. ERZURUM
yukarıya Çık
Alexa Trafik
toplist
sanalbasin.com üyesidir
TOPlist
TOPlist