» BEŞ ŞEHİRDE ERZURUM KÜLTÜRÜ Erzurum Sitesi
ERZURUM ERZURUM ERZURUM
BEŞ ŞEHİRDE ERZURUM KÜLTÜRÜ
BEŞ ŞEHİRDE ERZURUM KÜLTÜRÜ
Bu yazı 1.932 kez okundu.
23 Kasım 2013 16:43 tarihinde eklendi



Beş şehirde Erzurum kültürü üç ana noktada aktarılmıştır. Çok kültürlülüğe işaret, toplumsal alt yapı ve sanattır. Bütün bu kültürel öğeler ise güçlü bir çarşı otoritesi etrafında gelişen, sağlıklı toplumsal yapı içerisinde gelişmiş olan sağlam bir sınıf bilincinin yansıması olarak şehir hayatında yer almışlardır. Bizde çalışmamız da Erzurum kültürünü üç alt başlık altında incelemeyi uygun gördük. Bu üç başlık dışında Erzurum kültürü açısından, beş şehirde aktarılan iki kısa bilginin burada hemen sizlerle paylaşmak isterim.

Bunlardan ilki Erzurum sözlü edebiyatın gelişmiş olduğudur. Geyik destanı, öyküler ve bunların dilden dile aktarıldığı ortamlar kahveler, mesire yerleri, sıra geceleri ve kış sohbetlerinin yapıldığı konaklardan bahseder. Diğeri ise yerel kıyafetlerdir. Kültür açısından önemli olan giyim ve kuşam açısından Tanpınar erkek kıyafetleri hakkında bize şu bilgiyi vermiştir. “…ayakta zırva şalvar, belde Acem şalı, silahlık, daha üste gazeki denilen cepken ile aba, hartı denen palto ile başına çok defa İstanbul’un Kandilli yazması…”[1]
ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK

Ahmet Hamdi Tanpınar, Erzurum şehrine ilişkin ilk izlenimlerini babasının memuriyeti nedeniyle Erzurum’a ilk defa geldiği çocukluk dönemlerindeki algılamasıyla yapmıştır. Bu dönem Erzurum açısından refah ve bayındırlık seviyesinin yüksek olmuş olduğu bir dönemdir. Şehir açısından okuyucusuna aktarmış olduğu ilk izlenim “Her türlü kıyafette bir kalabalığın çarşı pazarını doldurduğu, saraç, kuyumcu, bakırcı, dükkânlarıyla senede o kadar malın girip çıktığı hanlarıyla ambarlarıyla, eşraf ve ayanı, esnafı, otuz sekiz medresesi, elli dört camisiyle, İran transitin beslediği refahlı ve mamur Erzurum.”[2]Şehridir. Bu tanımın içerisini dikkatlice baktığımız zaman şehrin hem ekonomik hem de kültürel açıdan bir tanımının yapılmış olduğunu görürüz. Burada tanımın içermiş olduğu iktisadi öğeleri ileriki bölümde incelemek üzere bir tarafa bırakarak tanıma dikkat ettiğimiz zaman ilk göze çarpan şehrin çok kültürlü bir anlayışa sahip olduğudur. Her türlü kıyafette bir kalabalığın çarşı pazarını doldurduğu cümlesinde her türlü kıyafet çok kültürlülüğe işarettir. Çünkü Osmanlı döneminde her milletin ve yerel kültürel farklılıkların kendilerine özgü kıyafet ile toplumsal hayata katılabildikleri ve kendilerini ifade edebildikleri bilinmektedir. Her türlü kıyafette insanın çarşı pazarını doldurması ise farklı kültüre sahip olan insanların her hangi bir ayrımcılığa tabi olmadan çarşı içerisinde hareket edebildiklerini göstermektedir. Bu çok kültürlülük şehrin bir imparatorluk şehri olmasının yanı sıra, ticari bir merkez olmasından ve İslam dininin getirmiş olduğu hoş görü ortamından kaynaklanmıştır. Bu tanımda dikkati çeken bir diğer husus ise şehrin otuz sekiz medrese ve elli dört camiye sahip olduğu bilgisidir. Bu bilgiye göre Erzurum medrese sayısındaki fazlalık ile bir kültür ve eğitim şehri olarak ta karşımızda durmaktadır. 54 cami sayısı ile şehirde Müslüman nüfusun ağırlıkta olduğu görülmektedir. Şehrin çok kültürlü bir yapıda olduğuna dair bir diğer işaret ise Evliya Çelebiden aktarmış olduğu cümlede yatmaktadır. “- Hakirin Kâtibi bulunduğum gümrük bundadır. Dört çevresinde Arap, acem, Hint, Sint, Hıtay, Hoten bezirgânlarının haneleri de vardır.”[3] Bir şehirde bu kadar farklı coğrafyadan gelen insanların, ticaret amacıyla olsa da ikamet etmesi ve kervanların dünyanın farklı farklı yerlerinden gelmesi ister istemez şehirde çok kültürlü anlayışa yer vermektedir. Yine çok kültürlülüğe ait bir başka işaret ise yukarıda defalarca değinmiş olduğumuz Ermeni Mezarlığıdır. Çünkü şehir yaşamış olduğu ağır bir katliamın sanığı olan Ermenilerin mezarlarını, intikam duygularına rağmen tahrip etmemişlerdir. Bu bile başlı başına Ermeni soykırımı iddialarının asılsızlığını ispata delildir.

TOPLUMSAL ALTYAPI

Erzurum kültürü açısından tatil günlerinin, boş zamanların apayrı bir anlamı vardır. Şehircilik açısından önemli olan konulardan bir tanesi toplumsal alt yapıdır. Bu alt yapı dört ana öğeden oluşur. Bunlar, boş zamanın değerlendirilmesine yönelik, eğitime yönelik, sağlığa yönelik ve kamu düzenine yönelik toplumsal alt yapılardır. Bu öğelerden ikisi özellikle şehir kültürü açısından doğrudan ilişkilidir. Bunlar eğitime yönelik ve boş zamanın geçirilmesine yönelik toplumsal alt yapılardır.

Erzurum kültürü açısından dikkate değer en önemli özellik burasının bir eğitim merkezi olmasıdır. Yukarıda değindiğimiz gibi 38 medreseli bir şehir olan Erzurum İslami ilim geleneğine sahipti. Tanpınar’a göre Osmanlılardan çok evvel asıl şöhretini Kur Tuba’da yapan büyük Arap lisancısı Abdullah el- Kali’yi medreselerinde yetiştiren Erzurum’da İslami ilim geleneği bu şehri şarkın ön safta merkezlerinden biri yapıyordu.[4]

Erzurum boş zamanların değerlendirilmesi açısından sağlam bir toplumsal alt yapıya sahip olduğu kendine has bir toplumsal değerle ve mevsimlere uygun olarak geliştiği “Beş Şehirde” anlaşılmaktadır. Halk yaz günlerinde boş zamanlarını mesire yerlerinde sportif faaliyetler ile geçirirken, kışın ise kahvelerde kültürel faaliyetler ile geçirmektedir. Halk, tatil günleri, en fakirine varıncaya kadar, cumalık elbiselerini giyinerek, yazlık mesire yerlerine, bilhassa varlıklı şehir halkının çadıra çıktığı Boğaz’a, cirit oyunlarına, güreşlere giderler… Kış gecelerine de benim yetişemediğim Aynalı Kahve’de(Tebriz Kapısı’nda) Âşık Kerem, Battal Gazi hikâyeleri okuyan, Geyik Destanı söyleyen, saz çalan, tıpkı Kerem’in zamanında olduğu gibi şiir müsabakası yapan, birbirine tarizli cevaplar veren… Şairlerin, halk hikâyecilerinin etrafında toplanır yahut da aşağı yukarı on asırlık bir gelenekle sürüp gelen sıra gezmelerinde kendi aralarında eğlenirmiş.”[5]

“Bu çok düzenli hayatta mevsimler kendilerine mahsus bir teşrifatla gelirdi. Çünkü her şey evvelden tanzim edilmişti. Binaenaleyh hepsinin habercileri ve solakları vardı. Çocuklar yaz geldiğini çadırcı ustasının eve uğradığı zaman öğrenirlermiş. O, zaman… Ustalar Boğaz’a, Ilıca’ya açık havaya, eğlenceye kavuşacaklarının anlayıp sevinen küçüklerin çığlıkları arasında onları tamir eder…[6] Kışın geldiğini kürkçü müjdelermiş… Bu Erzurum’un ikinci hayatının başlangıcı, sıcak sobanın, gümüş çay tepsisinde küçük bir şafak gibi gülen çayların, uzun sohbetlerin devridir.[7] ” “ şehir, kapılarını kapatır, kendi âleminde yaşardı… Belki de bu kapalı kış aylarının beslediği sohbet yüzünden hemen her Erzurumlu biraz nükteci, biraz hicivcidir.”[8] Maalesef bugün başta sıra geceleri olmak üzere şehir edebiyatı tarihi açısından önemli olduğuna inandığımız Âşık Kerem, Battal Gazi hikâyeleri, Geyik Destanı gibi sözlü edebiyat eserlerimiz bugünkü şehir kültürümüz içerisinde en azından sembolik olarak bile yer tutmamaktadır.

SANAT

Şehir kültürü açısından en önemli öğelerden biri sanattır. Erzurum, çevresinde bir cazibe merkezi olmasını ekonomik ve kültürel zenginliğine borçludur. Bu zenginlikte sanatın gelişmesine sebebiyet vermiştir. Erzurum, birçok sanatın icra edildiği bir sanat merkezidir. Burada eski bir merkez olan Erzurum’daki bütün sanatlardan bahsetmek benim için imkânsızdır.”[9]Demektedir.

Bu sanat dallarından bir tanesi ise yazı sanatıdır. Bu sanat dalı hakkında musiki kadar bilgi vermemiş olsa da şehir belleği açısından bu konuda çalışacaklar için önemli bir ipucu vermiştir. “…Saltuk kümbetlerinin ve medreselerinin kitabeleriyle başlayan ve asırlar boyunca devam eden Erzurum’daki yazı ocağını ihmal etmek istemem. Erzurum Halkevi’nin himmetiyle küçük bir koleksiyonu artık göz önünde bulunan bu ustaların bir kısmının adını biliyoruz. Osmanlı devrinden adı bize kadar gelen en eski hattat Derviş Ali(1080)dir. Yusuf Fehmi, Tahtacızade ve damadı Asım Efendi, Topçuoğlu Ahmed Efendi, Namık Efendizade, Asım Bey daha yakın zamanlarda yetişmişlerdir. Bunların yanı başında Kadızade Mehmet Şerif ve şakirdi Kamil Efendi gibi müzehhip ve mücellitler de vardı.”[10]

Tanpınar Erzurum kültürü ve sanatları içinde en büyük önemi ve bilgiyi musiki sanatına vermiştir. Müzik duyguların en güzel şekilde aktarıldığı araçlardan bir tanesidir. Ona göre Musiki, şiir, resim bize derhal hayatı veren sanatlardır. Öyle ki Erzurum havalisi Erzurum’a karşı duyduğu sevgiyi türkülere dökmüştür. bu havalide söylenen türkülerin yarısının güzelliğini övdüğü”[11]şehir olmuştur. Müzik o kadar önemlidir ki, yıkılan şehrin hayat bulmasının göstergesidir. “…kılıç artığı çocuklar türkü söylüyorlar, adlarıyla artık mevcut olmayan şeylere hudut çizen şehir kapılarının önündeki meydanlarda davul zurna çalınıyor, cirit, bar oynanıyordu.” [12]

Erzurum’da musiki zevki ve müzik Erzurum toplumsal yapısının sağlamlığı ve tarihi ile şekillenmiştir. Erzurum da musiki zevkini de sağlam bir sınıf şuuruna bağlı olarak, yukarıya imrenmeden kendini aşağıya açık tutmasına bağlamıştır. Bu özellik tüm toplumsal yapıyı ve Erzurum kültürünü etkilemiştir. Baştan aşağıya bu toplumsal yapı içerisinde gelişmiş bir Erzurum’u anlatmaya çalışan Tanpınar, bu özelliği boş zamanın geçirilmesine yönelik toplumsal alt yapı ile musiki zevki arasında aktarması dikkate değer bir ayrıntı olarak göze çarpmaktadır.

“Musiki zevki de böyle idi. Bütün Erzurumluların bildiği Bar oyunlarında, ciritte, düğünlerde bizi Malazgirt’ten Viyana’ya kadar götüren davul zurna, o maşeri bando çalınırmış. Halk kahvelerinde âşık sazı, eşrafın gittiği gazinolarda, kıraathanelerde- bittabi Tanzimat’tan sonra- takım musikisi varmış. En son takım, Kör Vahan’ da santurlu, armonyumlu takımı imiş. Bunlardan, başka bir de Kur’an okuyan büyük Hafızlar vardı. Bunlar Lala Paşa’nın hatibi Kitapçızade Hafız Hamid Efendi, Ebulhindili Hamdi Bey ile Gözübüyük zade idi.”[13]

Erzurum musikisinin kendine ait bir geleneğe sahip olduğu ve çeşitli coğrafyalardan kaynaklandığını belirterek adeta Erzurum’un coğrafik ve kültürel özelliklerine vurgu yapmıştır. “Erzurum’da kaldığım müddetçe mahalli diyebileceğimiz musikiyi şahsi bir macera gibi yaşamıştım. Fakat yıllardan sonra onunla yeniden karşılaşınca, taşıdığı ıstırap yükünü anlayabildim. Tabii bu havaların hepsinde, olgun bir sanat kuvveti aramak onlardan… Eserlerinden beklediklerimizi isteyemeyiz. Fakat bilhassa böyle olduğu içindir ki kendilerini yaratan insanların malıdırlar, bize toprağı, iklimi, hayatı, insanı, onun talihini ve acılarını verirler… Şüphesiz bu eserler klasiklerden daha fazla geleneğe sahiptirler.” [14]“… Bu türkülerle şarkıların hepsinin Erzurum’un kendi malı olduğu iddia edilemez. Bazıları Erzurum’da doğmuşlardır. Bir kısmı da Azerbaycan ile Kafkasya ile sıkı münasebetin doğurduğu tuhaf bir çeşni, bütün melez şeylerdeki o marazi hislilik vardır. Birtakım hoyratlar, mayalar bütün Bingöl havalisinin malıdır… Bir kısmı… Harput ağzıdır… Bazısı İstanbul’da çıkmış, kervan yoluyla Zigana’yı, Kop’u yahut da Samsun, Sivas, Erzincan yoluyla Sansa’yı geçerek uğradığı yerlerden bir yığın hususilik alarak Erzurum’a gelmişlerdir.”[15]

Musiki açıdan bu kadar önemli bilgilerin hemen ardından önemli bir başka bilgi daha vermiştir. Erzurum’da öteden beri devam eden bu iki başlı musiki geleneğinin son varisi şimdi erken ölümüne o kadar erken yandığımız Faruk Kaleli idi.”[16] Bu cümleyi analiz ettiğimiz zaman şu bilgileri edinmiş olacağız. Erzurum da iki ayrı musiki geleneği vardır. Bu geleneklerden biri halk musikisi diğeri ise divan edebiyatı eserlerini musikiye döken gazellerdir. Diğer önemli bir bilgi ise Faruk Kaleli’ye ilişkin vermiş olduğu bilgidir. Hasankale ılıcasında, kubbeyi tepesinden atacak kadar gür sesiyle besteler okuyan bu coşkun adamın tekke şiirinin tarihinde bir yeri olması lazım.”[17] Dediği Kaleli’nin bestelerine örnek olarak İbrahim Hakkı’nın su manzumesi, Celveti nefesi ve Kolağası Ali Rıza efendinin gazellerinden yapmış olduğu besteleri sıralamıştır. Kaleli ile birlikte bu musiki geleneği içerisinde bahsettiği bir diğer isim ise Hacı Hafız Hamid’dir. Sözleri Erzurumlu kâmi adında bir şaire ait olan Tatyan bestesini ismen zikretmiştir. Bu musiki geleneğinin diğer başı olan türkülerden birkaç tanesi hakkında da bilgi vermiştir. Bunlar. “Yaz gelende çıkam yayla başına” sözleriyle başlayan, Yayla, “ Mızıka çalındı, düğün mü sandın” sözleriyle başlayan, Yemen, “nezaket vaktında serv-i bülendim” sözleriyle başlayan Billur piyale, “Erzurum çarşı Pazar” sözleriyle başlayan, Sarı gelin türküleri yazarın ismen ve sözleriyle yazısında aktardığı türkülerdir. Bu türkülerin yanına da sadece ismen bahsettiği Yıldız türküsünü unutmadan ilave edelim.

 

 


[1] Ahmet Hamdi TANPINAR: Beş Şehir, Dergah Yayınları, İstanbul 2003 s 38
[2] Tanpınar a.g.e. s 30
[3] Tanpınar a.g.e. s 35
[4] Tanpınar a.g.e. s 37
[5] Tanpınar a.g.e. s 38-39
[6] Tanpınar a.g.e. s 37
[7] Tanpınar a.g.e. s 40
[8] Tanpınar a.g.e. s 40
[9] Tanpınar a.g.e s. 51
[10] Tanpınar a.g.e s. 51
[11] Tanpınar a.g.e s. 31
[12] Tanpınar a.g.e s. 31
[13] Tanpınar a.g.e s. 39
[14] Tanpınar a.g.e s. 52
[15] Tanpınar a.g.e s. 52
[16] Tanpınar a.g.e s. 57
[17] Tanpınar a.g.e s. 57

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Copyright © 2010 - 2018. ERZURUM
Alexa Trafik
toplist
sanalbasin.com üyesidir
TOPlist
TOPlist
Push 2 Check
site ekle site ekle
Link ekle
yukarıya Çık