» BEŞ ŞEHİRDE ERZURUM TOPLUMSAL YAPISI Erzurum Sitesi
ERZURUM ERZURUM ERZURUM
BEŞ ŞEHİRDE ERZURUM TOPLUMSAL YAPISI
BEŞ ŞEHİRDE ERZURUM TOPLUMSAL YAPISI
Bu yazı 1.075 kez okundu.
28 Aralık 2013 22:25 tarihinde eklendi



Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir çalışmasında şehir kurgusu içerisinde en çok toplumsal yapıya yönelik çalışmalar yapmıştır. Ancak Erzurum bu şehirler içerisinde çok farklı bir yer tutmaktadır. Bunda etkili olan en önemli faktör çocukluk yıllarında gelmiş olduğu bu şehirde dimağında yer tutan anıların bıraktığı tesirdir. “Büyük anneannemin masallarıyla Kerem’den, Yunus’tan okuduğu beyitlerle, bana öğretmeye çalıştığı yıldız adlarıyla muhayyilemde büyülü hatırası hala pırıl pırıl tutuşur.”[1]

Bundan dolayı olacak ki Tanpınar, Erzurum insanına ve toplumuna karşı çok derinlerden gelen bir sevgi ve hayranlık duymuştur. Erzurum insanını ve toplumunu tanımlarken bu duygularını da ifade etmiştir.” İş terbiyesi almış, eli işlediği, yarattığı için nefsine saygı duygusu yerleşmiş şahsiyetli, kendine güvenir vatandaşlardan teşekkül etmiş bir kalabalık…”[2] olarak tanımladığı Erzurum toplumunu ve bu toplumun yapısının nasıl oluştuğunu Tanpınar çalışmasında ana başlıkları altında incelemiştir. İsterseniz beş şehirde Erzurum toplumsal yapısına kısa bir göz atalım.

“Her türlü kıyafette bir kalabalığın çarşı pazarını doldurduğu, saraç, kuyumcu, bakırcı, dükkânlarıyla senede o kadar malın girip çıktığı hanlarıyla ambarlarıyla, eşraf ve ayanı, esnafı, otuz sekiz medresesi, eli dört camisiyle, İran transitin beslediği refahlı ve mamur Erzurum.”[3] Bu pırıl pırıl tutuşan hatıralardan biri ve belki de en önemlisidir. Dikkat ederseniz bu cümle yazımız içerisinde en sık kullanmış olduğumuz tanım, tespit ve hatıradır. Çünkü bu cümlenin içerisinde şehir kültürü, tarihi, ekonomisi, mimarisi ve hatta toplumsal yapısı vardır. Eşraf, ayan ve esnaf Erzurum ekonomisinin olduğu gibi toplumsal yapının da en önemli ayaklarını teşkil etmektedirler. “küçük ve yarı aydınlık dükkânlarında ince, dikkatli, işin terbiyesini almış, adeta iş terbiyesi ile durulmuş adamlar…”[4] diye tarif ettiği kişilerden oluşan bir toplumsal yapıya sahip olan şehir için ticaretin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Tanpınar Erzurum toplumsal yapısının şekillenmesinde serhat şehri olmasının da etkisi olduğuna inanmaktadır.  “Fakat dört kapılı şehrin kendisi yoktu. Denebilir ki asırlarca gururunu yapan ve topluluk hayatına istikamet veren serhat şehri ruhundan başka ortada pek az şey kalmıştı.”[5] Ancak şehrin kendisi yoktur. ”Erzurum hatırlıyordu: gömüldüğü toz ve çamur yığınının içinde canlı dününü, dört kapısından girip çıkan kervanları, çarşı pazarının uğultusunu, çalışan insanlarını temiz yüzleri ve sağlam ahlaklarıyla şehrin hayatına kutsilik katan âlimlerini, güzel sesli müezzinlerini, her yıl hayatına yeni bir moda temin eden düğünlerini, esnaf toplantılarını, bayramlarını idare eden ve halk hayatını bir sazı coşturur gibi coşturan bıçkın endamlı, yiğit örflü dadaşlarını, onların cirit oyunlarını, barlarını, bazen bir alayı birden günlerce misafir eden ve bir menzillik arazisine paytonla gidip gelen eski beylerini kısacası, bütün hayatını hatırlıyordu.”[6] Evet bu cümle ile Tanpınar Erzurum şehrinin toplumsal yapısının ticaret ve çarşı ile ne kadar içli dışlı olduğunu ve şehir hayatında rol alan aktörlerini ve bu toplumsal yapının içerisinde nasıl bir vazife gördüklerini özetlemiştir. Bu cümleyi analiz ettiğimiz zaman Erzurum toplumsal yapısında yer alan aktörlerin toprak beyleri yani aristokratların, ulemanın, esnafların ve dadaşların olduğunu ve bu sosyal yapının ticaret ve çarşı Pazar etrafında geliştiğini görmekteyiz.

Şehir kaybolmuştur. Ancak bu toplumsal yapı aktörlerinin hala şehir hayatında izlerinin görüldüğü anlaşılmaktadır. Savaşların katliamların, hastalıkların ve kaybolan ticaret yüzünden yaşanan tahribat bütün cemiyeti etkilemiş toplumsal yapı ağır bir darbe yemiştir. “Bütün cemiyet o kadar kat’i bir talihin etrafında dolaşmış, o kadar dönülmeyecek yerlere kadar gitmiş ve gelmişti ki, şehir ölümün mukadder göründüğü kazadan nasılsa kurtulmuş bir adama benziyordu… Yeniden canlanan şuur bir türlü esaslının üzerinde duramıyor, teferruat üzerinde geziniyordu.”[7] Esaslı ile Tanpınar’ın ne demek istediğini ise şu cümlesinden çıkarabiliyoruz. “Gerçekte kaybolan şey, bütün bir hayat tarzı, bütün bir dünya idi. 1855’te yüz binden fazla nüfuslu bir şehir olan Erzurum, bu gelişmesini bir iktisadi denklik üzerine kurmuştu. İran, ithalat ve ihracatının yarısından fazlasını Trabzon – Tebriz kervan yoluyla yapıyordu. İşte bu kervan yolu, Erzurum’u asırlar içinde eşrafıyla, ayanıyla, ulemasıyla, esnafıyla tam bir şark Ortaçağ şehri olarak kurmuştu.”[8] Burada ortaçağ şark şehri ayrı bir mana ifade etmektedir. Çünkü ortaçağda doğu medeniyet ve ilimde batının çok ilerisinde olan bir yerdir. Dolayısıyla bu şark şehri batı şehirlerine nazaran daha ileri bir noktadadır. Zaten şehir tarihleri incelendiği zaman Erzurum, şu anda Avrupa’nın önemli şehirlerinden, orta çağda daha gelişmiş ve müreffeh olduğu gözlerden kaçmayacaktır. Dolayısıyla sağlam bir toplumsal yapıyı tarihin derinliklerinden itibaren Erzurum içinde barındırmaktadır.

 

Erzurum şehrinin temeli İran transit yolu, toplumsal yapısının temeli ise iktisadi denklik üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla Erzurum için esaslı olan şey Erzurum ticaret hayatının ve onun beslediği çarşının ayakta tutulmasıdır. Bunun için ise Erzurum bir ticaret şehri olmalıdır. Erzurum şehir ve toplumsal yapısında kaynaklanan asıl sorun Erzurum ticari hayatındaki tahribat ve değişimden kaynaklanmaktadır. Bu görüşümüzü Tanpınar aşağıdaki cümlesi ile desteklemektedir. “Servetin, çalışmanın bulunduğu yerde içtimai nizam kendiliğinden doğar. Eski Erzurum çok muntazam bir çerçeve içindeydi. En başta toprak sahipleri gelirdi. Eski devirlerde mahalli ve askeri idareye de iştirak eden, kale dizdarlığı, muhafızlık gibi vazifeler alan bu beyler, tıpkı Rumeli’de, Tuna’nın bizim tarafa düşen şehit anavatan parçası kısmında olduğu gibi, tam bir toprak aristokrasisi kurmuşlardı.”[9]

Aristokrasi kendine ait gelenekler oluşturan ve bu gelenekler etrafında şekillenen katı bir muhafazakâr sistemi getirir. Her toplumun aristokrat kesimi beslenmiş olduğu kültürün değerlerini en katı şekilde kendi içinde barındırmaktadır. Bu katı kültür toprağın getirmiş olduğu zenginlik ile birleşince köklü gelenekleri olan çok katı bir otoritenin oluşmasına neden olur. Bu otoriteyi ayakta tutan asıl güç ailedir. Çünkü aristokrasi güçlü ve akrabalık ilişkileri sıkı olan ailelerin varlığını gerekli kılar. Bu ailelerin her birinin kendine ait gelenekleri vardır. Bu gelenekler özellikle kadınlar tarafından bir sosyal statü olarak, erkekler için ise bir siyasi ve toplumsal güç ve simge olarak kabul edilir. Tanpınar Erzurum kadınları arasında da bu muhafazakârlığın ve statünün yerleştiğini tespit etmiş ve toplumsal yapı içerisindeki yerini vurgulamıştır. “Bütün gelenekte olduğu gibi kadınlar burada da son derecede muhafazakar idiler. Evlenmelerde akran, denk aramada onlar erkeklerden daha mutaassıptırlar. Toprak sahiplerinin kızlarından alınan kadınlara “paşa” denir, esnaf zümresinden seçilenler, yahut dışardan alınanlar veya cariyelikten gelenler “hanım” olurdu. Bu evlenmeler bazen vilayetin sınırları dışına çıkar, Gürcü beylerinin kızları Erzurum’a paşa olarak gelirlermiş.”[10]

Erzurum toplumsal yapısında ilmin ve ilim ehlinin ayrı bir önemi vardır. O kadar büyük bir öneme sahiptir ki bu özelliği sayesinde Erzurum şarkın önemli merkezlerinden birisi yapmaktadır. “Erzurum’da İslami ilim geleneği bu şehri şarkın ön safta merkezlerinden biri yapıyordu.”[11] Dikkat edilirse Erzurum aslında bir gelenekler şehridir. Aristokrasinin getirmiş olduğu yaşam geleneği, bir başka güçlü gelenekle birleşmekte sağlam bir toplumsal şuurun oluşmasına neden olmakta ve bu yine bir başka güçlü gelenekle yani ticari gelenekle buluşmaktadır. Bu gelenek köklerini ahilik içerisinde alıp gelişmiş ve ticaret şehri olan Erzurum şehrinde bir otorite haline gelmiştir. Bu otorite aynı zamanda şehrin ruhudur. Bundan dolayı olacak ki Tanpınar toplumsal yapı içerisinde en çok esnaflar üzerinde durmuştur.  “ ulemadan sonra, başlarında Dabaklar şeyhi bulunan ve şehrin asıl belkemiği olan esnaf gelirdi. Dabaklar şeyhi, icabında hükümet nüfuzuna bile karşı koyabilecek bir şahsiyetti. Ne Tanzimat, ne Abdülhamit idaresinin merkezciliği şehrin ruhu olan ve esasını ahilikten alan bu otoriteyi yıkamamıştı. Eski dünyamızda Dabaklar şeyhi, asıl bünyesini esnafın teşkil ettiği Anadolu şehirlerinde daima bu kudreti taşırdı. Dabaklığın ayakkabıcılık, saraçlık gibi geniş ihtiyaçları karşılayan sanatları beslemesi, belli başlı servet kaynağı olan hayvancılığa dayanması bu sanatı doğrudan doğruya köy ve aşirete bağlıyordu.”[12] Köy ve aşiret Erzurum toplumsal yapısının önemli olan aktörlerine yani toprak ağalarına dolayısıyla Erzurum aristokrasisine gözlerin yeniden çevrilmesine neden olmaktadır. Aristokrasi, çarşı ile birleşince çok sağlam bir toplumsal yapının merkezini oluşturmaktadır. “Dabaklar şeyhinin arkasında, İstanbul’da bile XVII. , XVIII. Asır ihtilallerinde iki azgın ocağa karşı kuvvetini zaman zaman gösteren çarşısı gelirdi. Fakat asıl mühim olan bu zümreler zinciri değildi; onun arkasındaki canlı kuruluştur. Bu kuruluş, şehrin hayatını gerçekten kuvvetlendiriyordu. Köylü ile çiftçi sınıfının hakları toprak sahibi beyler tarafından korunurdu. Köylü ile bey arasındaki münasebetler, bir serhat vilayeti olduğu için, Erzurum’da başka yerlerdekinden daha babaca kurulmuştu… Çarşı bu kadar kökleşince şehirde tagallup[i] fikrinin yerleşmesi çok güçtür. Bu sebeple her canlı şeyde rastlayan anlaşmazlıklara rağmen, eski Erzurum’da bir nevi muvazene teşekkül etmişti. Bu hal her sınırı kendi hayatında, kendi zevkinde rahat ve müstakil bırakarak, mesut ederek, ikinci Meşrutiyet’e hatta biraz sonrasına kadar sürer.”[13]

Erzurum yukarıdaki paragrafta işaret edildiği gibi bir denge şehridir. Geleneklerin etkisi ve Rus tehlikesi ister istemez toplumsal yapıyı dayanışma ve çatışmadan uzak bir yaşam etrafında şekillendirmiştir. Bu yaşam içerisinde çarşı önemlidir. Çarşı sayesinde sağlam bir sınıf şuuru ve iş mesuliyeti ile yükselen insanlardan oluşan bir toplum vardır. “ Erzurum’un asıl hayatını bu esnaf yapıyordu. Asıl güzel olan şey de sağlam bir sınıf şuuruna ermesi, yukarıya imrenmeden kendini aşağıya açık tutmasıydı. Esnaf kadını, eşraf kadınının giydikleri elbiseleri giymez… On üç yaşında henüz çıraklığa giren bir çocukta bile az zamanda nefsine güven başlar, el emeğine dayanan bir hayatın mesuliyet fikrinin insanoğlunun nasıl yükselttiği görülürmüş.”[14]

Bu yükselişten dolayı musiki zevkinden tutun değişik sanat dallarına ve kültürlere, düşüncelere Erzurum ev sahipliği yapmış, güçlü bir dayanışma ve aidiyet duygusunun gelişmesi sağlanmıştır.

[1] Ahmet Hamdi TANPINAR: Beş Şehir, Dergah Yayınları, İstanbul 2003 s. 27

[2] Tanpınar a.g.e s. 39

[3] Tanpınar a.g.e s. 30

[4] Tanpınar a.g.e s. 30

[5] Tanpınar a.g.e s. 31

[6] Tanpınar a.g.e s. 33

[7] Tanpınar a.g.e s. 33

[8] Tanpınar a.g.e s. 34

[9] Tanpınar a.g.e s. 37

[10] Tanpınar a.g.e s. 37

[11] Tanpınar a.g.e s. 37

[12] Tanpınar a.g.e s. 37

[13] Tanpınar a.g.e s. 38

[14] Tanpınar a.g.e s. 39

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Benzer yazılar
Copyright © 2010 - 2017. ERZURUM
Alexa Trafik
toplist
sanalbasin.com üyesidir
TOPlist
TOPlist
Push 2 Check
site ekle site ekle
Link ekle
yukarıya Çık