» Erzurum’dan Geçmiş Zaman Manzaraları 19 Erzurum Sitesi
ERZURUM ERZURUM ERZURUM
Erzurum’dan Geçmiş Zaman Manzaraları 19
Erzurum’dan Geçmiş Zaman Manzaraları 19
Bu yazı 217 kez okundu.
30 Mayıs 2016 14:54 tarihinde eklendi



TUĞLA OCAKLARINA SABAH YOLCULUĞU

Yıllar önce Palandöken eteklerinde mahalleler yoktu. Buralar alabildiğine boş arazi idi. Ekmeğini taştan çıkaran insanlar topraklarla barışıktı. Toprak tarla idi, tabya idi. İnsanoğlunun evinin harcı, kerpici, tuğlası idi. İnsanlar inşaatların baş malzemesini taştan, topraktan ve birde topraktan çıkan ağaçtan alırdılar. Dereler, gözeler, çeşmeler hem toprağı, hem hayvanı,  hem ağacı, hem insanı sulardı. İnsanlar icap ettiği yerde kışın derede buzu kırar yıkanır, lazım olduğunda taş kurunda saklar içerdi. Hava, su, ateş ve toprak; dört anasır hayatla o denli iç içe idi ki; duygular da dört unsur gibi netti,berraktı, keskindi.

Erzurum

Erzurum

O zamanlar şehirliler de sabah güneş doğmadan uyanırdı. Güneş kızıllığında başlardı yaşamak. Tuğla ocaklarında çalışan işçilerin azıklarında bir kuru ekmek, bir haşlanmış yumurta, bir domates, bir avuç civil peynir vardı. Çantalarında iş üstleri düşerdiler yollara. Yol uzaktı lakin bedenler sağlamdı. Yürürdüler ekmek yolculuğuna, tuğla ocaklarına. Uçsuz bucaksız topraklarda öbek, öbek irili ufaklı balçıkla sıvanmış tuğla ocakları.

Yollarda kimsecikler yoktu, ıssızdı. Sabahın serinliğinde, uzaktan yakına cümle hayvanatın ahenkli sesi inceden inceye yayılırdı yeryüzüne. Yeryüzü; üzerinde ekmeği için yürüyen insana kıyamda idi. Güneş yavaş, yavaş yükseliyordu. Her şey uyanıktı, her yer aydınlıktı. İnsanoğlunun davası ekmekti, ekmeğini topraktan çıkaranlar; kendilerine “ -Hangi partidensin “ diye soranlara: “- Ekmek partisindenim “ diye cevap verirlerdi. Yol boyunca keklik yavruları tek sıra dizilmiş yürüyorlardı. Anneleri onları koruma uğruna dikkati kendine çekmek için kanatlarını yere çarpa, çarpa helak ola dursun. İnsanlar yürürlerdi. Bir karga ağzında ekmeği ile yükselirken bir dala, yerde karınca yuvaları kaynıyordu. Onlar çoktan işlerinin başında idiler, bedenlerinden büyük nimetler taşıyorlardı yuvalarına. Az ötede köpekler çimenlerin içinde açta olsalar birbirleri ve yavruları ile neşeyle ter kan içinde kudurmakta bir beis görmüyorlardı. Kırlangıçlar yükseklerde küme küme sessizce ritmik danslarını yapıyorlardı. Bir çift yabani güvercin asil duruşları ile etrafı kolaçan ediyorlardı. Toprak yolun iyice kenarında ; Dilini, kalbini ve elini bastonuna yüklemiş bir ihtiyar, tevekkül ile aheste, aheste yürüyordu.

Tuğla ocakları yakındı, lakin yol uzundu nedense. Yollar hep uzundur ya hani. Hani derler ya ” Ömür biter yol bitmez “ diye. Menzile varmak emek ister, azmetmek, cehdetmek ister. O bunun farkında mı değil mi bilinmez ama, bir dere şırıl, şırıl en güzel şarkısını şakırdamaktaydı, huzur veren sesiyle. Galiba o bunun farkında. Dolacağı büyük okyanusun heyecanı ile akmakta. Derede uçuşan böcekler ve onlar gibi oraya buraya uçuşan kahverengi, beyaz düz ve desenli iki kelebek tek fısıltı çıkarmadan uçuşuyorlar. Gökyüzünde çok yükseklerde bir kara kartal tayyare misali bütün haşmetiyle sessiz, sessiz süzülüyor.

O yürüyor ve yol bitiyor. Her yolcu gibi o da varıyor menziline. Tuğla ocağının hemen yanı başındaki kerpiçten örme barınağa giriyor. Üstünü başını değiştiriyor. Barınağın içerisinde hoş bir ferahlıkta yüreğini ısıtıyor. Altıda kara, içi de kara demliğine yanındaki toprak ibrikten su dolduruyor. Sarı gaz ocağının ispirto tablasını kibritle tutuşturuyor. Bekliyor ısınmasını, sonra gaz ocağının el pompasını iki parmak arasına alıyor ve pompalamaya başlıyor. Gaz ocağı hır çıkarıyor, sessizliği deliyor, bağırıyor, gürlüyor. Öyle ya o ateş, ateş ateşliğini belli ediyor. Çayının suyunu koyuyor ocağın üzerine. Dışarı çıkıyor. Su kaynayana kadar biraz toprak elese, ustalara hazır etse diye düşünüyor. İki eline birden tükürüyor ve besmele ile kapıyor kazmayı. Kazma toprağı eştikçe sevgiyi, çağırıyor sanki. İki metre yakınında dünden temizlenmiş büyük tor elek; arkasındaki dayanakla dimdik ayakta duruyor. Kazma işini küreğe bırakırken ve tora çarpa, çarpa elenen toprak ve toprağın kokusu. Ve insan ekmeğini topraktan çıkaran insan boncuk, boncuk terleyen alnını elinin tersiyle silerken, gönlünde tek tasa var: Ya uzaktaki yavuklusu, ya hasta yatağındaki anası.

Bir zamanlar Palandöken eteklerinde sade ve toprak kokulu bir hayat sabahın erken vakitlerinde böyle başlıyordu..

Nizamettin KORUCU

30.04.2016 – Erzurum

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Copyright © 2010 - 2018. ERZURUM
Alexa Trafik
toplist
sanalbasin.com üyesidir
TOPlist
TOPlist
Push 2 Check
site ekle site ekle
Link ekle
yukarıya Çık