» Erzurum’dan Geçmiş Zaman Manzaraları 23 Erzurum Sitesi
ERZURUM ERZURUM ERZURUM
Erzurum’dan Geçmiş Zaman Manzaraları 23
Erzurum’dan Geçmiş Zaman Manzaraları 23
Bu yazı 342 kez okundu.
27 Haziran 2016 10:10 tarihinde eklendi



ÇIRÇIR MAHALLESİ – 2

Çırçır mahallesinin çocukları ile Dere mahallesinin çocukları arasında taş savaşları olurdu.  Her iki taraf birbirini taş yağmuruna tutardı. Yenilen taraf çareyi kaçmakta bulurdu. Taş atma savaşı genellikle tepede yapılırdı. Mahallenin büyük, küçük birçok oyun alanları vardı. Selahattin’lerin ( Selogilin ) evlerinin yanındaki basmalıkta kaleci alıştırma, yakan top oynardık. Dişçi Recep amcanın evi ile bizim evin arasındaki dar sokakta kibrit kutusu, artist, sigara paketi papeli oyunlarını oynardık. Kibrit kutularının ve karton kutulu sigara paketlerinin ön yüzlerini papel yapardık. Kibrit kutularının ve sigara kapaklarının her birinin sayısal bir değeri vardı. Aklıma gelenleri sayayım isterseniz; Harman: 50, Yenice: 10, Gelincik: 20, Kulüp: 500, Sipahi: 1000, Yaka ve Bahar: 100, Diplomat: 10.000. Paket değerleri kutuların bulunabilirliğine göre değer kazanırdı. Az bulunanlar daha kıymetliydi

Bahar ve Yaz aylarında en büyük eğlencemiz yemlik, evelik ve akasya toplamaktı. Akasya ağaçları şehrin hemen her yerinde bulunurdu. Bu sebeple kolaydı, işin en zor yanı ise ağaçlara tırmanmak ve ağaçlara zarar vermeden akasya çiçeklerini koparmaktı. Yinede işin kolayına kaçan arkadaşlarımızdan ağaç dallarını koparanlar olurdu. Bu işi yaparken kolumuz, elimiz, vücudumuz çizilir, kanardı. Lakin buna içimizde pek aldıran yoktu. Akasya çiçeklerinin hoş tatlımsı bir tadı olurdu. Akasya toplamamıza büyüklerimiz; Düşeriz, yaralanırız ve ağaçlara zarar veririz endişesi ile pek hoş bakmazlardı. Yemlik toplamak için biraz daha şehrin kenar semtlerine gitmemiz gerekirdi. Bu iş için en ideal yerler “Veremin Bahçesi ” , Tohum ıslahın bahçesi, köşkün oradaki değirmenin arka tarafları, şimdiki Yunus Emre, Abrurrahman Gazi ve Abdurrahman Ağa mahallerinin olduğu alanlardı. Bahar kokulu taze yemliğin lezzeti de bir başka idi. Yaşı bizden biraz büyük olanlar eveliği saç örüğü gibi örer satarlardı. Biz çocuklar arada bir harika görüntülerine yanılır, şaşırır biraz da heveslenir başka çiçekleri, bitkileri de yerdik. Bu anlarda çoğu zaman bir nevi zehirlenme yaşardık sanırım. Abuk sabuk konuşmaya başlardık. Yabani ot yemiş dellenmiştik.  ( deli olmuştuk ) Ama çoğu kez durumu annemize evimize haber vermezdik. Allah’a şükür ki ciddi sağlık sonuçlarıyla karşılaştığımızı pek hatırlamıyorum.

Mahalleli çocuklar yaz aylarında suparalarını ( Elifba ) alır Zöhre hocaya Kur’an öğrenmeye giderlerdi. Mahallemizde oyun arasında karnımız acıkırdı,  hangi ev yakınsa o evden dürüm isterdik. Allah ne vermişse; çeyrek, yada yarım ekmeğin arasında bazen peynir, bazen yumurta, bazen patates bulunurdu. Eski zamanlarda her köyün bir delisi olurmuş, bizim mahallede deli lakaplı birden fazla insan vardı. Lakin çoğusu veli ile deli arasında bir çizgide kâmil insanlardı. Kimseye zararları olmadığı gibi, iyiliksever, hoş sohbet kişilerdi.

Benim akranlarımdan şimdi hatırlayabildiğim isimleri şöyle sıralayabilirim. Ahmet eminin oğlu fotoğrafçı Aydın, Şahmeddin eminin oğlu Murat, Selahattin eminin oğlu Necdet, başka bir Şahmettin eminin oğlu Sadrettin ( mumuli ), Hasan ve Hüseyin kardeşler, İlhame bacımın oğulları Taner ve Caner, Berber Ahmet eminin oğlu Naci, Demirci İlhami eminin oğlu Ali, Hamdi bey’in oğlu Ali, Sıvacı eminin oğlu Erdoğan, başka bir sıvacı olan Şefik ( Şefiğ ) eminin oğlu Ferhat, Necdet eminin oğlu Selçuk, Bakkal Naim eminin oğlu Orhan. Birde bizim bir üst yaş gurubumuzdaki ağabeyilerimiz vardı. Dişçi Recep eminin oğlu Atilla, Berber Ahmet eminin oğlu Ceco, Bakkal Dursun eminin oğlu Kadir, Demirci İlhami eminin oğlu Kadir, Marangoz Nurcan ağabeyi, Necdet eminin oğlu Cengiz. Bu gurup ağabeylerimizle de zaman zaman ortak hatıralarımız olurdu. Onlar mahallede futbol, âşık, bilye oynarken , biz onların sudukçusu ( yardımcısı ) olurduk. Mahalle kadınları birbirine kahvaltıya, yemeğe, oturmaya sıkça giderlerdi. Gelinlik kızların ellerinden çeyiz işlemleri, kasnakları düşmezdi. Kadınların hepsinin elinde ya bir teşi, yada bir çift cağ olurdu, sürekli bir şeyler örerlerdi. Dikiş makinesi iki üç evde, örgü makinesi ise ancak bir evde bulunurdu. Gelinlik çağda bazı genç kızlarda okuma yazması olmayanlar, askerdeki nişanlılarından gelen ve onlara yazdıkları mektupları mahallenin en küçük okuma yazması olan çocuğuna okuturlar ve yazdırırlardı.

Mahalleden birden fazla gelip geçen yabancılar mutlaka dikkat çekerdi, sebebi sorulurdu. Yabancıya yardım severlik vardı, yol göstericilik vardı, ikram izzet vardı.

Nizamettin KORUCU

ERZURUM – 14 Mayıs 2016

Yazar
Erzurum
Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Benzer yazılar
Copyright © 2010 - 2017. ERZURUM
Alexa Trafik
toplist
sanalbasin.com üyesidir
TOPlist
TOPlist
Push 2 Check
site ekle site ekle
Link ekle
yukarıya Çık