» Erzurum Sultan Melik Mahallesi Erzurum Sitesi
ERZURUM ERZURUM ERZURUM
Erzurum Sultan Melik Mahallesi
Erzurum Sultan Melik Mahallesi
Bu yazı 47 kez okundu.
27 Kasım 2019 14:19 tarihinde eklendi



Önsöz

Erzurum tarihin en kadim şehirlerinden biridir. Karaz, Pulur, Cinis, Tufanç, Sos,  höyüklerinin tarihi milattan önce dört binlere gitmekte,  ilk kurulduğu yer olan Karaz veya Kara Arz, Kali, Kala, Kali Kala, Erzen, Erzen-i rum ve Erzurum adlarını alarak günümüze gelmiştir.

Milattan sonra 415 yılında dönemin Bizans İmparatoru Theodosius, Bizans – Sasanî mücadelelerinde bölgeyi savunmak amacıyla bugünkü kalenin bulunduğu yerde  Theodosipolis şehrini kurdurmuş, 1600 yıllık bir şehir olarak günümüze ulaşmıştır.

Erzurum’un Bizans dönemine ait eserleri olmamasına karşılık Saltuklu, Selçuklu, İlhanlı Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait eserleri görmek suretiyle tarihi geçmişi hakkında sağlam bilgi elde etmek mümkün olmaktadır.

Tepsi Minare, Kale Mescidi ve Ulu Cami Saltuklu dönemini simgelerken, Çifte Minare, Yakutiye ve Ahmediye Medreseleri İlhanlı döneminin ilim yuvalarıdır.

Osmanlı devrinden günümüze  yedi hamam, beş han, 49 cami ve askeri kışlalar gelmiştir.

Osmanlı-İran, Osmanlı- Rus savaşları depremler bu güzel şehre ciddi zararlar vermiş, özellikle insanlar muhacir olmuş, gidenler çoğu zaman geri dönmemişler, bunun sonucu  bölgede yetişmiş insan sorunu çıkmış, dolayısıyla maddi eserlerde korunamamıştır.

Kadim şehir olunca efsaneler, masallar, halk hikayeleri belirleyici olmuş, bu özelliklerde şehrimizde son derece çok olan Erzurum efsanelerinin dilden dile anlatılarak günümüze ulaşmasını sağlamıştır.

 Ahi geleneği Erzurum’da daha 1200’lerden başlayarak 1950’lere kadar devam etmiş, ünlü Ahi Şeyhleri yetişmiş neticede esnaf ve sanatkarlar için  önemli bir kurum olan “Yiğitbaşı’lık müessesesi”  asırlarca hayatiyetini korumuştur.

Kadim şehirlerin bir diğer özelliği  yüz yıllara kadar uzanan mahallerinin var olmasıdır. Özellikle 1550’lerden başlayarak gelen mahalle adlarıdır. Türkiye’nin hiç bir şehrinde ahi adlı , zaviye adlı mahalle yokken şehrimizde Ahi Eyvad Mahallesi, Ahi Mehmed Mahallesi, Mehdi Abbas Zaviyesi ve Mahallesi  adlı mahalleler kurulmuş ve bazıları günümüze kadar gelmiştir.

Şehrin nüfusu arttıkça yeni mahalleler  kurulmuş ve camilerin etrafında isimleri şekillenmiştir. Ali Paşa, Murat Paşa, İbrahim Paşa, Ayaz Paşa mahalleri bu özelliktedir.

Çeşmeleri ve suyu ile müsemma olan, Dabakhane, Şabakhane, Cennet Çeşmesi’yle asırlar ötesinden asırlar ötesine uzanan tarih diminde susayan dudaklara şifa vermiş, hayat iksirini sunmuş, Palandöken yaylalarının suyuna yol vermiş Fırat’a kaynaklık etmiştir.

Sorbon Üniversitesiyle yaşıt Çifte Minareli Medresesi, 700 yıldır ilmin temsilciliğini yapan Ahmediye, Yakutiye, Sultaniye medreseleriyle evrensel değerlere katkı sunmuştur.

İlim ve irfan yolundaki hizmetleriyle iftihar edilen şahsiyetleri yetiştirmiş, ömürleri boyunca Erzurum kültürünü yurda tanıtmış; Kadı Darir, Şair Nef’i, İbrahim Hakkı, Şeyhülislam Feyzullah Efendi, Cenentzade Abdullah Efendi,Muid Mehmet Efendi, Elhac Mehmed Efendi, Müftü Salih Efendi, Şeyhül Kurra Mustafa Niyazi Efendi, Sadrazam Said Paşa, Edirne Müdafii Şükrü Paşa,  Binbir Hadis Müellifi Mehmet Arif Bey,  Yetim Hoca, Şeyhülislam Musa Kâzım  gibi felsefe, şiir, edebiyat, hitabet, askerlik , ilim ve politika sahasının meşhurlarını yetiştirmiştir.

Ülkenin en karanlık günlerinde 17 Haziran 1919 yılında Vilayet kongresini toplayarak  Erzurum’dan göç edilmeyecek kararlarını çıkarmış, 23 Temmuz 1919 yılında Gazi Mustafa Kemal’in katılımıyla başlayan ve Cumhuriyete giden yolun başlangıç kararlarının alındığı ve “Kuva-i milliyeyi amil, milli iradeyi hakim kılmak esastır” prensibinin kabul edildiği şehirdir.

Aziziye destanıyla dünyada kahramanı kadın olan tek şehir olma unvanını elde etmiş, kadınlarına “paşa”  unvanı vererek  yüceltmiş, kadın edip ve şairlere sahip şehirdir.

Yılda kırk bin -elli bin devlik kervanların geçtiği Osmanlı İmparatorluğunun üçüncü büyük gümrüğüne sahip  ve 1945 metre yüksekliğinden Anadolu coğrafyasına bakan şehir olmasıyla önemlidir.

Bu kadar önemli bir ipek yolu şehrinin soka , cadde ve mahallerinde yürürken  bu şehrin ruhunun olduğunu hisseder, gelecek nesillere aktarmak istersiniz. Biz bu eserle içimizden gelen duygularla kadim şehrimi tanıtmak istedim. Umarım yazıları okurken sizlerde benimle yolculuğa çıkıp hayallere dalarsınız.

CAMİ-İ KEBİR MAHALLESİ

Adı üzerinde Camii Kebir. Kadim mahallemiz. 2013 yılından itibaren resmi olarak yok artık. Yönetenler öyle istedi. Saltuklu, Selçuklu, İlhanlı, Osmanlı ve Cumhuriyet bu kadim mahalleyi yaşattı ayakta tuttu. Adını korudu.

Öyle bir mahalle ki bağrında Anadolu’nun en büyük Ulu Camisini bağrında taşıyordu. İlmin sembolü Çifte Minareli Medreseye ev sahipliği yapmış, tarihi Tebrizkapı’ya doğudan açılmıştı. Ebu Isak Kazerunî türbesi kale surlarındaki burçta şehre bekçilik yapmıştı. Cimcime hatun kümbeti, Kale mescidi, İç kale, Tepsi minare bu mahallenin diğer anıtsal eserleriydi.

Eğitimdeki modernleşmenin başlangıç tarihinden yadigar kalan Sultan Abdülhamit’in yaptırdığı Erzurum İdadi binası okul olarak varlığını devam ettiren müesseselerdendi.

Güz destanın müellifi olan Ketencizade Rüştü’nün evi de buradaydı. Az çok korunan eski Erzurum Evlerinin kalıntıları bu mahalleyi süslerken,  Erzurum kültürüne hizmet vermeye devam eden “Erzurum Halk oyunları derneği” bu mahallede bulunuyordu..

Atatürk’ün 1919 yılında asker olarak gelip, istifa ederek sivil hayata başladığı konakta burada kaderine terk edilmiş, yıkılmayı beklemekte.

Tarihi akmayan çeşmeleri, nice alim, ulemanın yaşadığı bu kadım mahallemiz artık yeni kayıtlarda adı silinmiş, tarihin tozlu sayfalarına 2013 yılında hapsedilmişti. 

 

 

uc-kumbetler

 

                                                               SULTANMELİK MAHALLESİ

Geziyorum… İçin içime sığmıyor, mahalleyi arıyorum, bulamıyorum….!  Asırlar öncesine gidiyorum. Erzurum sokaklarında yürürken tarihi, medeniyeti, ahlakı ve vatanseverliği görüyorum. Yenikapı’dan doğuya doğru yürürken sağımda Cennetzade cami, solumda 1864 yılında yapılmış Taşambarlar. İnancın taşa nakşedildiği yapılar. Cadde üzerinde bir zamanlar şehrin simgesi olabilecek güzellikte konaklar…..!  İki katlı, çok odalı…! Yıkıldılar. Yerlerinde yeller esiyor.

Yürürken yolumun solunda Sultan Abdülhamit’in yaptırdığı, günümüzde tamamen boşaltılmış, “Erzurum Mülk-i İdadi” binası yani bugünkü Şair Nefi Ortaokulu karşılıyor. Eğitimin modernleşme sürecinde alınan karar sonucu on üç idadi mektebinden biri. 1889 yılında kapılarını öğrencilerine açıyor. 1913 yılında ismi “Erzurum Sultanisi”ne dönüştürülen okulun öğrencileri 1915 yılın Şubatında Ulu Camiden aldıkları erzakları sırtlarında Nebi Hanlarına kadar götürüyorlar. Ne yazık ki bu kahraman öğrenciler  terleme sonucu, tifo, tifüs gibi hastalıklara yakalanıyor bir kısmı donarak şehit oluyor.

Birinci Dünya Savaşı’nda işgal güçlerinin kullandığı bina Rus ve Ermeniler çekilirken  hasar verdikleri eğitim yuvamız bütün haşmetiyle ayakta duruyor.

 1920’lerden 1925’lere kadar Valilik binası, Erzurum Erkek Muallim Mektebi, Kız Orta olarak görev yapıyor. 1957 yılında kurulan Atatürk Üniversitesine de  geçici bir süre ev sahipliği yapıyor. Mektebin karşısında Gürcü Mehmet Cami bütün bakımsızlığına rağmen mütevaziliğini korurken restorasyona uğrayacağı günleri bekliyor. Cami içinde bulunan üç kabirden birisinde dönemin Erzurum müftülerinden Ali Avni Efendi yatıyor.

 Erzurum’u alan Türk Milletine vatan yapan Saltukoğulları’nın işte muhteşem anıt mezarları: Üç kümbetler. En büyüğü Emir Saltuk kümbeti. Tam bir sanat eseri. Asırlara meydan okuyarak günümüze ulaşan anıt mezar. Türklerin kullandığı on iki hayvanlı takvim ile 0rta Asya Türk kültürünün izlerini sergilerken, diğer kümbetlerde bu güzelliğe eşlik ediyor.

O da ne sahipsiz muslukları sökülmüş, lülerinden suların akmadığı mermer kitabeli muhteşem çeşme. Yalnız ve garip. Yok mu suyumu akıtacak hayırseverler diye dua etmekte. Yıkılan konaklardan geriye iki konak kalmış.  Onlarda restore edilmiş eski ihtişamlı günlerini aramakta. Kemal Alkur’un, Hanaağasıgilin konak ziyaretçilerin akınına uğruyor.

 

Biraz güneyde sahipsiz bir subay olduğu rivayet edilen bir kabir varken kim ? Neden? mezara kimler zarar verdi ki artık yok…! İleride Rabia Hatun Kümbeti Selçuklu dönemini hatırlatmakta. Artık ne sokak kalmış, nede mahallede ikamet eden. Komşuluk ilişkilerinin zirvede olduğu mahalle abilerinin mahalleye gönüllü bekçilik ettiği, gelip geçenlerden bu sokakta ne işiniz  var diye sorduğu o günleri arıyor…!

Mahallede Gürcü Mehmet, Çeşme, Toprak Tabya, Üç kümbet, Hurşit, Rabia, Erzurumlu, Rıza Bey, Ceylanoğlu sokakları artık yok olmuş, yerlerinde mevsimlik otlar büyümüş ve sonbaharla birlikte sararıp kurumuşlar. Mahallenin güneyinde 1953 yılında Vali Hafız Paşa ilkokulu yapılmış olmasına karşılık  kentsel dönüşüm sonucu yıkılan binalar arasına katılmış. Mahallelinin sağlık ihtiyaçlarını gidermek için yapılmış Ceylanoğlu Sağlık Ocağı o da yok. Yıkılmış. Çünkü mahalledeki tüm evler yıkılmış, geriye insansız bir alan ortaya çıkmıştır.

Çok değil 70 yıl öncesinde mahallenin en ünlü yerlerinden biri Üç Kümbetler mezarlığıydı. Ancak resimlerde kalan bu görüntüler artık bizlere bir tarihi hatırlatmakta, yok olan Ceylanoğlu mezarlığının yerinde yeller esmektedir.

Güneş şehri tamamen aydınlattığı sıralarda  Mehdi Abbas Kümbetinin yanından geçerken bir zamanlar hemen yanında yapılmış Kağızmanlı Medresesi aklıma geliyor. Acaba kaç kişi okumuş ve icazet almıştı. Kimseler bilmiyor. Bilinen bir şey var o da Tabur İmamı Hasan Uludağ 1934 yılından 1952 yılına kadar  onlarca hafıza Kur’an-ı Kerim okutmuş, Kıraat Derslerini vermiş, Osmanlı döneminde yetişen son Kurra hafızımızdı.

Temizlik İmanın yarısıdır anlayışını ortaya koyan medeniyetimizin temsilini günümüzde  yapan Saray Hamamı misafirlerini karşılıyor. Tüten bacaları etrafta hafif bir is bırakırken iplere asılmış, kurumayı bekleyen peştamallar  insanın gözüne hitap ediyor.

Artık Palandöken dağlarından gelen  şimdilerde asfaltla kaplanmış ve yol olmuş derenin üzerindeyim. Karşıma Osmanlı döneminde İptidai Mektep olarak görev yapmış, 1918 Rus-Ermeni işgali sonucunda Hasan-i Basri İlk Mektebi olarak çocukları karşılamış, ilerleyen yıllar adı değiştirilerek Palandöken İlkokulu  olmuş, bir bina karşılıyor. Ne yazık ki o eski kesme taştan yapılmış bina yıkılmış, yerine betondan ruhsuz bir bina inşa edilmiş.

Yok olan bir mahallede gezerken, alimleri, arifleri, delileri, velileri, sınıkçıları, iğnecileri hatırlıyor  gözlerimin önünden bir filim şeridi gibi akıp gidiyor.

Bugünlükte bu kadar. Haftaya başka bir mahallede görüşmek üzere.

TEBRİZKAPI VEYA BİR ŞEHRİN HAFIZASI

Mekanlar vardır unutulur, mekanlar vardır hasret yüklüdür,mekanlar vardır hafıza taşırlar. Tebrizkapı Erzurum için bu anlamı taşır.

Çin’den, Buhara’dan Tebriz’den çıkan yolcuların şehre giriş yeridir. Bir defa tarihsellik açısından önemlidir.

Bir ticaret, sanat, merkezi bakkalı, kunduracısı, dericisiyle hele birde kahvehaneleriyle şehrin olmazsa olmazıdır. Kasaplar vitrinlerini, yağcılar dükkanlarını,  terziler  kumaşlarını, sobacılar sobalarını sergilediği semtin adıdır.

Bir zamanlar şehrin derilerinin tabaklandığı yerdir. Kırk, elli dükkan eskilerin tabiriyle murdar suyun kenarında 1955’lere kadar deri üretip satmışlardı. Şehrin ünlü ailelerine ait tabakhaneler  harıl harıl çalışır, ürettikleri ham deriyi Ahi babanın nezaretinde mescilere, kunduracılara eşit miktarda satarlardı.

Narmanlı cami etrafındaki kahvehaneler sabah ezanlarıyla kapılarını müşterilerine açar, yatsı namazından sonra kapılarını kapatırlardı.

En ünlüleri Esefin ve Şerefin kahvehaneleriydi. Esefin kahvehanesi oldukça büyük, olup 1950-1980 yılları arasında siyasilerin konuşma yaptığı mekanlardan en önemlisiydi. Esef Amaca şehirdeki bir kaç otomobilden birinin sahibi olmasıyla bir zamanlar ünlenmişti.

Turan pastanesi ayrı bir değerdi. zengin iş adamlarının, entelektüel aydınların oturup muhabbet ettiği yerdi. Tüm bu mekanlar yol açma düşüncesiyle yıkıldı. Sadece hatıralarda kaldı. Dükkanlar yıkıldı, zengin olan ticaret merkezi artık sıradan bir yere dönüştü ve tüm hafızasını tarihin tozlu sahifeleri arasına bıraktı.

NARMANLI MAHALLESİ

Adını 1738 yılında Narmanlı Hacı Yusuf Efendinin yaptırdığı camiden alır. Cami tek kubbeli, kesme taştan yapılmış, çevresinde dönemin ilmini temsil eden medreseleri yapılmıştı. Ne yazık ki medreseler günümüze kadar gelememiş yıkılmış yerlerine bahçeler yapılmıştı.

Caminin doğusunda ve güneyinde  zaman içinde vefat edenlerin kabirleri bulunmasıyla  gerçek bir hazireye dönüştüğü, 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşında Doğubayazıt’tan Erzurum’a kadar hattı savunan Musa Paşanın kabri buradadır.

Caminin biraz güneyinde İbn-i Batuta’nın seyahatnamesinde  isminden ciddiyetle bahsettiği Ahi Duman Babanın yıkık kümbetinin sahipsizliği yürekleri dağlamaktadır. Ahi Toman (Duman) 130 yaşındayken misafirlerine hizmet etmiş bir ceddimiz olması hasebiyle önemliydi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında hafızlığını yapan ve Narmanlı Camisine imam olan Abdullah hoca ve 1884 yılında doğup 1977 yılında vefat eden Kuran aşığı Enver Efendi  önemli bir şahsiyetti. Hayatının tamamında talebelerine Kuran talim ettirmiş bu iki değerli insanda mahalle tarihine iz bırakıp aramızdan ayrılmışlardı.

Ahıskalıların ve Kullebi Akif Ağa konağı ve bugün olmayan yapılarıyla mahalle bir bütündü. Ne yazık ki artık bu adla bir mahallemiz yoktur. Adları silinmiş, tarihin tozlu sahifelerinde ve hatıralarda yaşamaya çoktan başlamıştılar.

Abdurrahman ZEYNEL

 

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Copyright © 2010 - 2018. ERZURUM
yukarıya Çık
Alexa Trafik
toplist
sanalbasin.com üyesidir
TOPlist
TOPlist